
Cafer Tayyar ERTUĞRUL 1934 – 2003
Âşık Hasan Nebioğlu ile Zeliha Hanım’ın ilk oğlu olarak vatan bildiği Geycek köyünde 1934 yılında doğdu. Ne mutludur ki o zamanki bütün Geycekliler gibi çocukluğu, Geyikli Babanın himmeti ve heybetiyle kucaklayıp isim verdiği, Geycek'te geçti.
Şükürler olsun, o himmettir ki keskin zekâyı mizaha, o heybettir ki dik başlılığı ve boyun eğmezliği her an kavgaya hazır ruha, halen dönüştürmektedir. Cafer Tayyar ERTUĞRUL, ataları Ölölerin ve aynı köyden dayıları Balakların sahiplendiği bu himmeti ve heybeti tümüyle özümsemiştir.
Yoksul ama yoksun olmayan bir çocukluktu onunki. Dedem korkut misali ad koyan, yol sorulan, yolcuya ve yoksula yatak ve yiyecek sunan bir babanın ocağında büyüdü.
Eli iş tutunca devletin ulufe verdiği baba toprağını ekip biçmeye başladı. Ağzından hiç kötü söz çıkmayan babasının öğüt ve davetine hep karşılık verdi. Fakat toprak hem cömert değildi hem de sebebi unutulsa da zora karşı öfke hep vardı…
Osmanlının sofrasına davet edilmemeyi içine sindiremeyen atalarımın dik başlılığı ve boyun eğmezliği en çok sevdiği “At beslemesi, binmesi ve kılıç kuşanması” yasaklanarak çözüldü. Üstüne birde “yerleşme zorunluluğu” gelince uzun iç savaşlar sonucu atlar ve hayvan sürüleri telef oldu. Hiç anlamadıkları tarım, hayatı sürdürmek için zorunlu olmuştu ama bu durum öfke biriktirdi. Her geycekli gibi o da bu öfkeyi hep taşıdı.
Askerlik hizmetine yapmadan önce yüklü bir miktar başlık parası vererek Palangıç köyünden muhterem insan Okka Osman'ın kızı Sultan'la evlendi. Yaklaşık sekiz sene evli kaldı. Bu evlilikten bir oğlu oldu ancak fazla uzun yaşamadı. Bu olaydan sonra nasıl bir karara vardıysa, aynı köyden bir başka kızı kaçırdı ve evlendi. Çocuğunun olmaması ve evdeki eşlerin geçimsizliklerinden dolayı her iki eşiyle de boşandı ve İbrahim Ünal ve H.Mehmet Yıldırım'la beraber Belçika'ya çalışmaya gitti.
Yurt dışına gitmeden önce ve sonrasında da kendi köyünde bir müddet çalıştı. Hep mesleğini iyi icra eden duvar ustalarının yanında amele olarak bulundu. Tırpanla ekin biçmek deyince kendi akranlarının içinde iyi bir tırpancı olduğu hep söylenir.
Bu yıllar tabii ki el emeğinin pek fazla bir değer etmediği bir zamandı ve bu sebepten ötürü de yoksulluğun yakasını bırakmadığı ve yurt dışına gidene kadar da bu durum böyle devam etmiştir.
Tarihler 1964'ü gösterirken Türkiye'ye döndü ve Dalakçı köyünden evlendi. Bu evlilikten dört oğlu oldu. İlk iki oğlu henüz çok küçükken tekrar ekmek parası kazanmak için Almanya'ya gitti.
Baba ocağından miras bir dini bilgi ve ahlak sahibi idi. Her zaman kitabi bilgileri aklen yorumlar ama ashabın menkıbelerini de büyük bir keyifle yaşayarak anlatırdı. 1982 senesi hac mevsiminde hacc vazifesini tamamladı. Son nefesini verdiği ana kadar namazını hep eda etti. Mevla cennetiyle müşerref eyler. (İnşallah).
1984 yılında gurbetten izine gelir ve akabinde eşinden hep “tarhana” yapacağı sözü alarak kesin dönüş yapar.
Yıllarca çalışarak, didinerek soyunu hiç kimseye muhtaç etmeyerek evlatlarına ve soyuna iftihar edilecek bir tarih ve isim bıraktı.
Hep dayısı Ahmet BUDAK ve emmisi Ahmet ÇELEBİ ile iftihar etti. Asil bir soydan geldiğini sık sık ifade etmek için “benim emmim Halaç Ahmet, dayım Çakal Ahmet” derdi.
Allah rahmet etsin amin.
not:Bu yazı Sami ve Suat ERTUĞRUL tarafındam kaleme alınmıştır.
|