Devlet-i Ebed Müddet

Giriş

Kullanıcı Adı:

Şifre:

Beni Hatırla



Şifreniz mi Kayıp?

Şimdi Kayıt Ol!

Yeni Üye

sihulger 09.09.2010
must38 17.08.2010
sahin40 16.06.2010
mehmetdoyduk 07.05.2010
mehmetelibol 23.04.2010
mesutkoc 12.04.2010
Gurbetci-Faruk 18.03.2010

muhtar
20.12.2009

aşırülger
20.12.2009

geycekliceto
20.11.2009

Anket

www.Geycek.ORG hakkında ne düşünüyorsunuz?
Mükemmel!
İyi
Fena Değil
Kötü

Görüntüleyen:   1 Ziyaretçi





GEYİKLİ BABA ...
Yeni Kayıt Üye
Giriş:
12/20 17:35
Grup:
Kayitli Uye
Gönderiler: 5
Level : 1; EXP : 34
HP : 0 / 8
MP : 1 / 18
Pasif
GEYİKLİ BABA ...


Geyikli Baba’nın Hoy’dan geldiği, Ortaasyalı dervişlerden olduğu, Yesevi dervişleri grubuna girdiğini, ilkin Baba İlyas- Ebul Vefa tarikatından olduğunu, sonradan Bektaşi Tarikatı’nda yer aldığını, Orhan Bey’in İnegöl yöresini kendisine “yurt” verdiğini kaynaklar belirtirler. Evliya Çelebi, Geyikli Baba’yı “Bektaş fukarasından” gösterir. Bursa’da ölen Geyikli Baba’nın türbesini, tekkesini ve tekkesinin yanındaki mescidi Orhan Bey yaptırır. Eski kaynaklarda bu zaviyenin adı “Geyikli Baba Tekkesi” olarak geçer.Tekkenin, Bektaşilik’le ilgisi sonradan ortaya çıkar.

Aşikpaşaoğlu, Geyikli Baba’yı Orhan Bey döneminin (1321- 1362) dervişlerinden gösterir.Geyikli Baba, Orhan Bey’le savaşlara katılır, yararlılıklar gösterir. Kaynaklara göre Sünni İslamın kurallarına uymamaktadır. Geyiklerle gezdiği veya geyiklere binerek dolaştığı sanılırsa da geyik postu giydiği kesindir ve adını da bu giyiminden almış olmalıdır.

Geyikli Baba’ın izdaşları ondan sonra da bir topluluk oluşturur ve Alevi- Bektaşi toplumu içerisinde varlıklarını sürdürürler. XIV. ve daha sonraki yüzyıllarda sürekli “Geyiklü Cemaati”, ”Geyikli Baba Dervişleri”, “Geyiklü Baba Sultan Cemaati” adıyla varlıklarına rastlanır. XV. y. yılda yazılan önemli Bektaşi menakıbnamelerinden “Velayetname- i Hacım Sultan”da Germiyan ilinde “Geyiklü Cemaati”nden söz edilir. Araştırmacılar XVI. y. yıl arşiv belgelerinde Geyiklü Baba cemaati’ne ilişkin kayıtlara rastlarlar. Bunlardan Prof. Ö. L. Barkan Konya yöresindeki aşiretler arasında “Geyiklü Baba Dervişleri”nin bulunduğunu,Cevdet Türkay’sa Erzurum, Sivas, Malatya, Adana, Biga, Bursa ve İnegöl gibi birbirinden uzak bölgelerde “Geyiklü Baba Sultan Cemaati”nin olduğunu saptar.

“Osmanlı’nın kuruluşuna onun Türkmenlik özelliğinden ötürü birçok “Horasan Ereni”, “Rum Abdalı”, “Pir”, “Eren”, “Derviş”, “Şeyh”, ve “Dede” katılmışlardır. Osmanlı’nın kuruluşuna az- çok katkıda bulunarak günümüze kadar ünlerini sürdüren bu Alevi- Bektaşi dede ve dervişleri şunlardır: Şeyh Edabali, Şeyh Bali, Şeyh Osman, Aynuddevle, Hacı Mihman, Bağdın Hacı, Geyikli Baba, Abdal Musa, Abdal Murad, Kumral Abdal, Abdal Mehmet, Baba Muhlis, Ahi Hasan, Koçum Seydi, Ahi Kadem, Karaca Ahmet, Mehmed- i Küşteri, Baba Postinpuş, Kara Hoca, Duğlu Baba, Emircan (Emirci) Sultan, Sarı Saltık, Kaygusuz Abdal, Aşık Paşa…

Dönemin Ahi, Alevi, Bektaşileri bürokrat, asker ve komutan olarak Osmanlı kuruluşuna ve devletin örgütlenmesine katılmışlardır. Bursa’nın alınmasına Ahi Hasan, Kumral Abdal ve Ali Şemseddinzade, Ahi Mehmet ve Candarlı Halil, Abdal Murat, Doğlu Baba, Abdal Musa, Geyikli Baba’lar savaşçı olarak katılmışlardır. Bunlardan Geyikli Baba Baba İlyas’ın müridi, Abdal Musa ise Hacı Bektaş’ın yoldaşı ve Bektaşilik Tarikatı’nın asıl kurucusudur. “Ahi Alayları” Ahi pirlerinin önderliğinde bu tür çarpışmalara girmişlerdir. Alevi, Ahi ve Bektaşiler devletin yapılanmasında etkendirler. Osman Bey yönetime gelirken bir Alevi- Ahi- Türkmen geleneği olan “Seymen alayı düzülmüş”tür.Alevi- Bektaşi ocakları doğrudan devlete yardımcı olmuşlardır. “

“Anka-yı Meşrik” gibi tarikat risalelerine inanmak lazım gelirse, Osmanlı Devleti’nin banileri arasında Bektaşi dervişlerini, babaları zikretmek kabildir. “Eflaki Dede” Tezkiresi Baba Merendî isminde bir Azeri Türkünün, Sultan Alaattin’i nüfuz-i manevisi altına alarak devlete hakim olduğundan bahsediyor. Tezkirenin 718 senesinde yazılmış olması, rivayetin pek de efsane addedilmemesi için kafi bir sebep olsa gerektir. “Akşemsettin” Vilayetnamesi’ne nazaran, Sulucakarahöyük’te tevattun etmişken bilahare Kırşehir’e giderek, şehrin hakimi Nurettin Bey’e “himmet nazar eylemiş”, bütün o mıntıkayı daireyi nüfuzuna almıştı. Eflaki tezkiresinde teyit ettiği bir vakadaki şahsın Selçukilerin son zamanda muaraza eden Cacaoğlu Nurettin Bey olduğu gerek Aksarayî Tezkiresi, gerekse mumaileyhe ait vakfiyeden anlaşılmaktadır. Hasılı bütün bu mütalaalarda, ve bilhassa yeniçeri gülbankının kıdeminden böyle bir münasebeti vehleten inkar etmek kabil olmadığı görülür. Esasen, ocağının teşekkülü meselesinde “mutlaka Hacı Bektaş”ın o vakte kadar ber-hayat olduğunu kabule mecburiyet yoktur. Diğer cihetten, müverrih olmaktan ziyade münşi olan “İbn-i Kemal”in tarihinde, bu vakaya dair bir kayda tesadüf edilememesi de şayani istinat bir delil olamaz. Zira Ahmet Şemsettin Efendinin eserinde ihmal ve hazfettiği yalnız bu nokta değildir.

“Şikari”nin Karaman Tarihi, bize bir devletin teşekkülünde de babaların derecede dahl ve tesiri olduğunu anlatır.Karaman Beyin babası “Nurettin Toğrak” Bey, bizzat Çat nahiyesinden Baba İlyas’a müntesip olduğu gibi, Karaman ve Muhammet beyler de Larende de aynı tarikten ayrılan “Şeyh Arız”ın mürit ve dervişi idiler.

Bütün bu iddialardaki müşterek noktayı, sathi bir hükümle, tarikatların bilahare kendi lehlerine uydurdukları hikayelere atfetmek doğru olamaz. Bu eserlerin içerisinde dini ve sihri hayatla alakası olmayan tarih ve vakfiye gibi vesikalara da tesadüf edilir. Zaten, eski devletlerin teşekkülünde “sihirbaz”ın hususi bir mevkii olduğundan görmemiş miydik? Timuçin, Kökçe’ye istinat ederek yükseldi. Mukaddes Cermen İmparatorluğunda papalar bu vazifeyi ifa ediyor.

“More Kardava” toprağa marbut ferdi kuvvetle, binnetice saltanatların teessüsünde sihirbazın mevkiini izah ettiler.Osman Gazi’nin etrafında “Nimetullah, Ahi Evren, Kara Hacı Bektaş”tan gelen kesif bir ahi ve derviş kitlesi vardı. Bu Türkmen reisi bir çok zamanlar, boy beylerinden fazla tarikat erbabına, aşîrî teşkilatından ziyade sihrî hayata tabi olmuştur. “Edebali”ye dair mevcut rivayet ve hikayeler bu ciheti müeyyiddir. Murat Babaoğlu, Beramiç-i Şeyma, İlyas Fakih, ilh. Osman Gazi’nin, Ahi Durur, Muhammet Şeyh ilh. Gibi bir çok dervişler de Orhan Gazi’nin perverdesi idiler. Edebali’den sonra, Dursun Fakih, Muhlis Baba, Aşık Paşa gibi dervişler, nihayet bütün efradı ahilerden terekküb eden Çandarlı ailesi Anadolu sınırında teessüs eden küçük Türkmen devletinin banilerinden sayılır. Bu tesirin dini olduğunu söylemek ifrat olduğu gibi, münhasıran siyasi olduğundan bahsetmek de mübalağadır.

Selçuk saltanatının parçalanması ve yeni Bozok Türkmen muhaceretinin Anadolu’ya hakim olması memleketin hayatında büyük tahavvüller yapmıştı.

Evvelen, İslamiyet’e henüz intibak edemeden Şamanları ve Sihirbazlarıyla beraber gelen aşiretler, Anadolu’da dini bir tahavvül husule getirdi. Binaenaleyh İsnaaşeriye ve Şia akaidine bürünerek yerleşen “sihrî din” yeni devletlerin şiarını teşkil ediyordu.

Saniyen, Ehli Saliplerin ve müttehit idarenin tevlid ettiği merkezî zühdî idare parçalanarak yerine aşiretlerin sihri hayatla ittimadından yeni yeni şeyler meydana çıktı şu halde, memleketin siyasi hayatından dolayı dini ve sihri kuvvetlerin müdahale ettiği kolaylıkla anlaşılır. Bu mesele siyasi reislerin sihirbazı halk tesirindeki nüfuzundan istifade etmesi suretinde vaki olduğu gibi, bilmukabele sihirbazın da doğrudan doğruya siyasi reisler üzerindeki ruhi tesirlerinden ileri geliyordu. İşte Geyikli Baba, dini ruhiyat enmûzecleri içerisinde en ziyade bu vasfı haiz olanlarından birisidir. Barak Baba’da gördüğümüz isyankar ve halkçı ruhiyata mukabil, Geyikli Baba da devletçi, ve müdîr bir tabiat müsadifimiz oluyor. Sihirbazın ihtirası, ayin ve menasikteki vecdin devamını temin eden bir vasıtadır. Fakat bir defa istihsal edilince, sihirbaz ilahi kuvvetler ve tabiatın esrarıyla daimi surette hal-ı temasta bulunan bir mevcut olduğu için, kendisinden istifade edilmekle kalmaz, aynı zamanda korkulur. Bu korku, çok zaman bütün halkı kendisine bent ederek siyasi reisleri de mümaşata mecbur kılar.

Bugünkü insanların bile, kendisine iyilik eden doktora sevgiden ziyade esrarlı bir korku ile merbut olduğu gibi aşîrî insan da böyle esrarlı bir meçhul korkusuyla sihirbaza bağlıdır. Fakat siyasi reis, bir defa nüfuz ve hakimiyeti temin edecek olursa, o zaman bu tehlikeli kuvvetin izalesine çalışır. Reisin mesnedi, ekseriya yabancı klanlar, o kutsiyete mensup olmayan cemaatlerdir. Cengiz, Borutlar ve Oyratlara istinat ederek Kökçü’yi öldürdü.

Fatih, Boşnak ve Hırvatlardan mürekkep olan devşirme teşkilat sayesinde tahakkümünü temin etti. Sezar, Golvadan, Donuşze Saltavayarlardan mürekkep bir kitle getirmişti. Hazreti Peygamber Kabe’nin muhafızı ve Abdin reisi olan Ebu Cehil’e karşı, Yesrib ahalisini Evs ve Hazrecleri kullandı, ilh. Sihirbazın manevi hükümetine mukabil, reisin maddi hükümeti bu suretle teessüs eder. Bununla beraber, mevzumuzda olduğu gibi, ve iki kuvvetin itilaf ettiği ve ahenktar bir kül teşkil ettiği de vakidir. Oğuz, Erkil Ata’ya istinat ediyordu. Son Harezm hükümdarı Tekiş, Necmüttin Kübra’yı yanından ayırmadı. Cacaoğlu Nurettin Bey, devletle ferdin müddea ile bazı müddea halinde ayrılan kuvvetlerini bir terkipte toplayarak Hacı Bektaş’la beraber “Kırşehir” sarayını tesis etti. Nihayet Orhan Gazi de, Bursa’nın fethinde kendisine büyük yardımı dokunmuş olan Geyikli Baba’yı ölünceye kadar himaye, ona karşı olan teveccühünü bir çok vesilelerle irâe etti. Divan-ı Hümayun kuyudatında, babaya ait şu satırları müsadif oluyoruz:

“Kutbü’l-Arifin Şeyh Geyikli Baba Hoy’dan gelmiştir. Bir ulu geyiğe binip gelmiştir. Geyikler kendüye müsahher imiş. Gelip İnegöl’de mekan tutmuş, merhum Sultan Orhan Padişah Hazretlerinin [Bursa?] fethinde merhum Orhan Padişah ol kıldı fethederken Kutbü’l-Arifin Şeyh Geyikli Baba dahi ol canipte üç yüz altmış kapılı bir kilise varmış Kızılkilise demekle meşhur imiş ol kiliseyi kendileri fethetmişler. Cenk ederken bir kestane ağacı varmış ceng eder edermiş ol kestaneye vardıkta ol kestane yarılıp babayı saklar imiş. Kafirler arar bulamazlar imiş. Sabah gene çıkıp kafirlerle cenk ederdi. Erenlerle bu nevile alınmıştır. O zaman da Hazreti Orhan Padişah Şile’de, haber vermişler ki Hoy’dan berar galip ulu geyiğe binip Kızılkiliseyi aldı ve bu cevap vermişler verdiklerinde merhum Orhan Padişah: “Baba meyhordur” diye iki yük rakı ve iki yük şarap gönderip Baba dahi yanındaki Baba Sultan ile...[noksan]"

Vesika burada harap olmuş ve cümle nakıs kalmıştır. Bu malumat, Şakaik-ı Numaniye’nin verdiği izahata oldukça tevafuk ediyor. Taşköprülüzade: “Kabrinin yanında bir makber daha gördüm, sahibini sorduğum zaman, Germiyan Beyi’nin oğullarından birine ait olduğunu söylediler. Bu zat imareti terk ederek şeyhin hizmetine girmiş imiş şeyhin ahbabından birisi de Turgut Alp olup Osman Gazi’nin ümerasından idi. Emir mezkur şeyhin hizmetine müdavim idi, Sultan Orhan İnegöl denilen mahalde şeyhe mekan vermişti. Şeyhe tarikatından sorulduğu zaman: “Ben, Baba İlyas müritlerinden ve Şeyh Ebu’l-Vefa Harezmi’nin tarikat-ı mesudiyesine müntesibim dermiş. Şeyh Bursa şehrinde saray padişahı karşısına bir ağaç dikilmiş idi, ilh” diyor. Bu satırlardan, Babanın yalnız Orhan Gaziyle değil, Germiyan Oğulları ve diğer aşiret reisleriyle de ülfeti olduğu anlaşılıyor. Divan-ı Hümayun’daki vesikanın arkasında, kendisine ait olması kuvvetle melhuz biri aruz, diğeri hece ile yazılmış olan şu iki kıta mevcuttur:

Gel gidelim Şirvan’a derman arayı cana

Derman bulunmaz imiş yarinden ayrılana



Erilmez yare bi-yar olmayınca cihan ki halkı ağyar olmayınca

Hakikat alemine yol varılmaz bir mülkten küllî bîzar olmayınca.

Bu mısralar, bize şeyhin Horasan erenleriyle kuvvetli alakasını gösteriyor. Nasut alemin “yar”inden fariğ olmadan, lâhutun ezeli “yar”ine kavuşmak kabil olamayacağını söyleyen şeyh, bu raha ancak “dünya” mülkünden feragat ile varılabildiğini anlatıyor. Şarap ve rakı ile ülfeti, hükümdar tarafından tasdik, hatta terviç edilen babanın, bu zahidane tavsiyesine ne demeli? Bu nokta, bize sihri hayatta züht ile ibzalın tefrik edilemeyeceğini, ve nevropatinin tahassülü için her ikisinin de müteakip amiller olduğunu gösteriyor. Hemen her tarikat müntesibi (şeriat, tarikat, marifet, hakikat) diye dört yoldan geçmek mecburiyetindeyiz. Birinci kademede yalnız dinin erkan ve akaidini tatbik eden mürebbiye, ikinci kademede kendisinde itiyat ve tekerrürün husule getirdiği vecdi tevlid için “tespih” ile iştigal, üçüncü kademede harekete gelen asabi tembih, onu muayyen istikamete tevcih için “perhiz ve zikir” ile ülfet, nihayet dördüncü kademede vusule mazhar olan derviş bozuk bir cümle-i asabiye, parçalanmış bir irade, ve vasi bir ihtiras ile “ibzal” ederek vecd ve istiğrak haline gelir. İşte eski sihirbazın, ve yeni nevropatinin teşekkülü. Geyikli Baba, bir çok dervişler gibi, çocukluğundan beri asap buhranları göstermiş, istidadına binaen erenler tarafından muhipler meyanına ithal edilmiş bir derviştir. İçtimai amillerin mahsulü olan sihirbaz, irsen intikal eden evsafla bir aile teşkil ettiği gibi, yeni nevropatta aynı amillerin mahsulü olduğu halde, irsen intikal ederek uzvi istidatlar vücuda getirir.

NOT:Bu yazı Sami ERTUĞRUL tarafındasn hazırlanmıştır.GEYİKLİ BABA ...


Geyikli Baba’nın Hoy’dan geldiği, Ortaasyalı dervişlerden olduğu, Yesevi dervişleri grubuna girdiğini, ilkin Baba İlyas- Ebul Vefa tarikatından olduğunu, sonradan Bektaşi Tarikatı’nda yer aldığını, Orhan Bey’in İnegöl yöresini kendisine “yurt” verdiğini kaynaklar belirtirler. Evliya Çelebi, Geyikli Baba’yı “Bektaş fukarasından” gösterir. Bursa’da ölen Geyikli Baba’nın türbesini, tekkesini ve tekkesinin yanındaki mescidi Orhan Bey yaptırır. Eski kaynaklarda bu zaviyenin adı “Geyikli Baba Tekkesi” olarak geçer.Tekkenin, Bektaşilik’le ilgisi sonradan ortaya çıkar.

Aşikpaşaoğlu, Geyikli Baba’yı Orhan Bey döneminin (1321- 1362) dervişlerinden gösterir.Geyikli Baba, Orhan Bey’le savaşlara katılır, yararlılıklar gösterir. Kaynaklara göre Sünni İslamın kurallarına uymamaktadır. Geyiklerle gezdiği veya geyiklere binerek dolaştığı sanılırsa da geyik postu giydiği kesindir ve adını da bu giyiminden almış olmalıdır.

Geyikli Baba’ın izdaşları ondan sonra da bir topluluk oluşturur ve Alevi- Bektaşi toplumu içerisinde varlıklarını sürdürürler. XIV. ve daha sonraki yüzyıllarda sürekli “Geyiklü Cemaati”, ”Geyikli Baba Dervişleri”, “Geyiklü Baba Sultan Cemaati” adıyla varlıklarına rastlanır. XV. y. yılda yazılan önemli Bektaşi menakıbnamelerinden “Velayetname- i Hacım Sultan”da Germiyan ilinde “Geyiklü Cemaati”nden söz edilir. Araştırmacılar XVI. y. yıl arşiv belgelerinde Geyiklü Baba cemaati’ne ilişkin kayıtlara rastlarlar. Bunlardan Prof. Ö. L. Barkan Konya yöresindeki aşiretler arasında “Geyiklü Baba Dervişleri”nin bulunduğunu,Cevdet Türkay’sa Erzurum, Sivas, Malatya, Adana, Biga, Bursa ve İnegöl gibi birbirinden uzak bölgelerde “Geyiklü Baba Sultan Cemaati”nin olduğunu saptar.

“Osmanlı’nın kuruluşuna onun Türkmenlik özelliğinden ötürü birçok “Horasan Ereni”, “Rum Abdalı”, “Pir”, “Eren”, “Derviş”, “Şeyh”, ve “Dede” katılmışlardır. Osmanlı’nın kuruluşuna az- çok katkıda bulunarak günümüze kadar ünlerini sürdüren bu Alevi- Bektaşi dede ve dervişleri şunlardır: Şeyh Edabali, Şeyh Bali, Şeyh Osman, Aynuddevle, Hacı Mihman, Bağdın Hacı, Geyikli Baba, Abdal Musa, Abdal Murad, Kumral Abdal, Abdal Mehmet, Baba Muhlis, Ahi Hasan, Koçum Seydi, Ahi Kadem, Karaca Ahmet, Mehmed- i Küşteri, Baba Postinpuş, Kara Hoca, Duğlu Baba, Emircan (Emirci) Sultan, Sarı Saltık, Kaygusuz Abdal, Aşık Paşa…

Dönemin Ahi, Alevi, Bektaşileri bürokrat, asker ve komutan olarak Osmanlı kuruluşuna ve devletin örgütlenmesine katılmışlardır. Bursa’nın alınmasına Ahi Hasan, Kumral Abdal ve Ali Şemseddinzade, Ahi Mehmet ve Candarlı Halil, Abdal Murat, Doğlu Baba, Abdal Musa, Geyikli Baba’lar savaşçı olarak katılmışlardır. Bunlardan Geyikli Baba Baba İlyas’ın müridi, Abdal Musa ise Hacı Bektaş’ın yoldaşı ve Bektaşilik Tarikatı’nın asıl kurucusudur. “Ahi Alayları” Ahi pirlerinin önderliğinde bu tür çarpışmalara girmişlerdir. Alevi, Ahi ve Bektaşiler devletin yapılanmasında etkendirler. Osman Bey yönetime gelirken bir Alevi- Ahi- Türkmen geleneği olan “Seymen alayı düzülmüş”tür.Alevi- Bektaşi ocakları doğrudan devlete yardımcı olmuşlardır. “

“Anka-yı Meşrik” gibi tarikat risalelerine inanmak lazım gelirse, Osmanlı Devleti’nin banileri arasında Bektaşi dervişlerini, babaları zikretmek kabildir. “Eflaki Dede” Tezkiresi Baba Merendî isminde bir Azeri Türkünün, Sultan Alaattin’i nüfuz-i manevisi altına alarak devlete hakim olduğundan bahsediyor. Tezkirenin 718 senesinde yazılmış olması, rivayetin pek de efsane addedilmemesi için kafi bir sebep olsa gerektir. “Akşemsettin” Vilayetnamesi’ne nazaran, Sulucakarahöyük’te tevattun etmişken bilahare Kırşehir’e giderek, şehrin hakimi Nurettin Bey’e “himmet nazar eylemiş”, bütün o mıntıkayı daireyi nüfuzuna almıştı. Eflaki tezkiresinde teyit ettiği bir vakadaki şahsın Selçukilerin son zamanda muaraza eden Cacaoğlu Nurettin Bey olduğu gerek Aksarayî Tezkiresi, gerekse mumaileyhe ait vakfiyeden anlaşılmaktadır. Hasılı bütün bu mütalaalarda, ve bilhassa yeniçeri gülbankının kıdeminden böyle bir münasebeti vehleten inkar etmek kabil olmadığı görülür. Esasen, ocağının teşekkülü meselesinde “mutlaka Hacı Bektaş”ın o vakte kadar ber-hayat olduğunu kabule mecburiyet yoktur. Diğer cihetten, müverrih olmaktan ziyade münşi olan “İbn-i Kemal”in tarihinde, bu vakaya dair bir kayda tesadüf edilememesi de şayani istinat bir delil olamaz. Zira Ahmet Şemsettin Efendinin eserinde ihmal ve hazfettiği yalnız bu nokta değildir.

“Şikari”nin Karaman Tarihi, bize bir devletin teşekkülünde de babaların derecede dahl ve tesiri olduğunu anlatır.Karaman Beyin babası “Nurettin Toğrak” Bey, bizzat Çat nahiyesinden Baba İlyas’a müntesip olduğu gibi, Karaman ve Muhammet beyler de Larende de aynı tarikten ayrılan “Şeyh Arız”ın mürit ve dervişi idiler.

Bütün bu iddialardaki müşterek noktayı, sathi bir hükümle, tarikatların bilahare kendi lehlerine uydurdukları hikayelere atfetmek doğru olamaz. Bu eserlerin içerisinde dini ve sihri hayatla alakası olmayan tarih ve vakfiye gibi vesikalara da tesadüf edilir. Zaten, eski devletlerin teşekkülünde “sihirbaz”ın hususi bir mevkii olduğundan görmemiş miydik? Timuçin, Kökçe’ye istinat ederek yükseldi. Mukaddes Cermen İmparatorluğunda papalar bu vazifeyi ifa ediyor.

“More Kardava” toprağa marbut ferdi kuvvetle, binnetice saltanatların teessüsünde sihirbazın mevkiini izah ettiler.Osman Gazi’nin etrafında “Nimetullah, Ahi Evren, Kara Hacı Bektaş”tan gelen kesif bir ahi ve derviş kitlesi vardı. Bu Türkmen reisi bir çok zamanlar, boy beylerinden fazla tarikat erbabına, aşîrî teşkilatından ziyade sihrî hayata tabi olmuştur. “Edebali”ye dair mevcut rivayet ve hikayeler bu ciheti müeyyiddir. Murat Babaoğlu, Beramiç-i Şeyma, İlyas Fakih, ilh. Osman Gazi’nin, Ahi Durur, Muhammet Şeyh ilh. Gibi bir çok dervişler de Orhan Gazi’nin perverdesi idiler. Edebali’den sonra, Dursun Fakih, Muhlis Baba, Aşık Paşa gibi dervişler, nihayet bütün efradı ahilerden terekküb eden Çandarlı ailesi Anadolu sınırında teessüs eden küçük Türkmen devletinin banilerinden sayılır. Bu tesirin dini olduğunu söylemek ifrat olduğu gibi, münhasıran siyasi olduğundan bahsetmek de mübalağadır.

Selçuk saltanatının parçalanması ve yeni Bozok Türkmen muhaceretinin Anadolu’ya hakim olması memleketin hayatında büyük tahavvüller yapmıştı.

Evvelen, İslamiyet’e henüz intibak edemeden Şamanları ve Sihirbazlarıyla beraber gelen aşiretler, Anadolu’da dini bir tahavvül husule getirdi. Binaenaleyh İsnaaşeriye ve Şia akaidine bürünerek yerleşen “sihrî din” yeni devletlerin şiarını teşkil ediyordu.

Saniyen, Ehli Saliplerin ve müttehit idarenin tevlid ettiği merkezî zühdî idare parçalanarak yerine aşiretlerin sihri hayatla ittimadından yeni yeni şeyler meydana çıktı şu halde, memleketin siyasi hayatından dolayı dini ve sihri kuvvetlerin müdahale ettiği kolaylıkla anlaşılır. Bu mesele siyasi reislerin sihirbazı halk tesirindeki nüfuzundan istifade etmesi suretinde vaki olduğu gibi, bilmukabele sihirbazın da doğrudan doğruya siyasi reisler üzerindeki ruhi tesirlerinden ileri geliyordu. İşte Geyikli Baba, dini ruhiyat enmûzecleri içerisinde en ziyade bu vasfı haiz olanlarından birisidir. Barak Baba’da gördüğümüz isyankar ve halkçı ruhiyata mukabil, Geyikli Baba da devletçi, ve müdîr bir tabiat müsadifimiz oluyor. Sihirbazın ihtirası, ayin ve menasikteki vecdin devamını temin eden bir vasıtadır. Fakat bir defa istihsal edilince, sihirbaz ilahi kuvvetler ve tabiatın esrarıyla daimi surette hal-ı temasta bulunan bir mevcut olduğu için, kendisinden istifade edilmekle kalmaz, aynı zamanda korkulur. Bu korku, çok zaman bütün halkı kendisine bent ederek siyasi reisleri de mümaşata mecbur kılar.

Bugünkü insanların bile, kendisine iyilik eden doktora sevgiden ziyade esrarlı bir korku ile merbut olduğu gibi aşîrî insan da böyle esrarlı bir meçhul korkusuyla sihirbaza bağlıdır. Fakat siyasi reis, bir defa nüfuz ve hakimiyeti temin edecek olursa, o zaman bu tehlikeli kuvvetin izalesine çalışır. Reisin mesnedi, ekseriya yabancı klanlar, o kutsiyete mensup olmayan cemaatlerdir. Cengiz, Borutlar ve Oyratlara istinat ederek Kökçü’yi öldürdü.

Fatih, Boşnak ve Hırvatlardan mürekkep olan devşirme teşkilat sayesinde tahakkümünü temin etti. Sezar, Golvadan, Donuşze Saltavayarlardan mürekkep bir kitle getirmişti. Hazreti Peygamber Kabe’nin muhafızı ve Abdin reisi olan Ebu Cehil’e karşı, Yesrib ahalisini Evs ve Hazrecleri kullandı, ilh. Sihirbazın manevi hükümetine mukabil, reisin maddi hükümeti bu suretle teessüs eder. Bununla beraber, mevzumuzda olduğu gibi, ve iki kuvvetin itilaf ettiği ve ahenktar bir kül teşkil ettiği de vakidir. Oğuz, Erkil Ata’ya istinat ediyordu. Son Harezm hükümdarı Tekiş, Necmüttin Kübra’yı yanından ayırmadı. Cacaoğlu Nurettin Bey, devletle ferdin müddea ile bazı müddea halinde ayrılan kuvvetlerini bir terkipte toplayarak Hacı Bektaş’la beraber “Kırşehir” sarayını tesis etti. Nihayet Orhan Gazi de, Bursa’nın fethinde kendisine büyük yardımı dokunmuş olan Geyikli Baba’yı ölünceye kadar himaye, ona karşı olan teveccühünü bir çok vesilelerle irâe etti. Divan-ı Hümayun kuyudatında, babaya ait şu satırları müsadif oluyoruz:

“Kutbü’l-Arifin Şeyh Geyikli Baba Hoy’dan gelmiştir. Bir ulu geyiğe binip gelmiştir. Geyikler kendüye müsahher imiş. Gelip İnegöl’de mekan tutmuş, merhum Sultan Orhan Padişah Hazretlerinin [Bursa?] fethinde merhum Orhan Padişah ol kıldı fethederken Kutbü’l-Arifin Şeyh Geyikli Baba dahi ol canipte üç yüz altmış kapılı bir kilise varmış Kızılkilise demekle meşhur imiş ol kiliseyi kendileri fethetmişler. Cenk ederken bir kestane ağacı varmış ceng eder edermiş ol kestaneye vardıkta ol kestane yarılıp babayı saklar imiş. Kafirler arar bulamazlar imiş. Sabah gene çıkıp kafirlerle cenk ederdi. Erenlerle bu nevile alınmıştır. O zaman da Hazreti Orhan Padişah Şile’de, haber vermişler ki Hoy’dan berar galip ulu geyiğe binip Kızılkiliseyi aldı ve bu cevap vermişler verdiklerinde merhum Orhan Padişah: “Baba meyhordur” diye iki yük rakı ve iki yük şarap gönderip Baba dahi yanındaki Baba Sultan ile...[noksan]"

Vesika burada harap olmuş ve cümle nakıs kalmıştır. Bu malumat, Şakaik-ı Numaniye’nin verdiği izahata oldukça tevafuk ediyor. Taşköprülüzade: “Kabrinin yanında bir makber daha gördüm, sahibini sorduğum zaman, Germiyan Beyi’nin oğullarından birine ait olduğunu söylediler. Bu zat imareti terk ederek şeyhin hizmetine girmiş imiş şeyhin ahbabından birisi de Turgut Alp olup Osman Gazi’nin ümerasından idi. Emir mezkur şeyhin hizmetine müdavim idi, Sultan Orhan İnegöl denilen mahalde şeyhe mekan vermişti. Şeyhe tarikatından sorulduğu zaman: “Ben, Baba İlyas müritlerinden ve Şeyh Ebu’l-Vefa Harezmi’nin tarikat-ı mesudiyesine müntesibim dermiş. Şeyh Bursa şehrinde saray padişahı karşısına bir ağaç dikilmiş idi, ilh” diyor. Bu satırlardan, Babanın yalnız Orhan Gaziyle değil, Germiyan Oğulları ve diğer aşiret reisleriyle de ülfeti olduğu anlaşılıyor. Divan-ı Hümayun’daki vesikanın arkasında, kendisine ait olması kuvvetle melhuz biri aruz, diğeri hece ile yazılmış olan şu iki kıta mevcuttur:

Gel gidelim Şirvan’a derman arayı cana

Derman bulunmaz imiş yarinden ayrılana



Erilmez yare bi-yar olmayınca cihan ki halkı ağyar olmayınca

Hakikat alemine yol varılmaz bir mülkten küllî bîzar olmayınca.

Bu mısralar, bize şeyhin Horasan erenleriyle kuvvetli alakasını gösteriyor. Nasut alemin “yar”inden fariğ olmadan, lâhutun ezeli “yar”ine kavuşmak kabil olamayacağını söyleyen şeyh, bu raha ancak “dünya” mülkünden feragat ile varılabildiğini anlatıyor. Şarap ve rakı ile ülfeti, hükümdar tarafından tasdik, hatta terviç edilen babanın, bu zahidane tavsiyesine ne demeli? Bu nokta, bize sihri hayatta züht ile ibzalın tefrik edilemeyeceğini, ve nevropatinin tahassülü için her ikisinin de müteakip amiller olduğunu gösteriyor. Hemen her tarikat müntesibi (şeriat, tarikat, marifet, hakikat) diye dört yoldan geçmek mecburiyetindeyiz. Birinci kademede yalnız dinin erkan ve akaidini tatbik eden mürebbiye, ikinci kademede kendisinde itiyat ve tekerrürün husule getirdiği vecdi tevlid için “tespih” ile iştigal, üçüncü kademede harekete gelen asabi tembih, onu muayyen istikamete tevcih için “perhiz ve zikir” ile ülfet, nihayet dördüncü kademede vusule mazhar olan derviş bozuk bir cümle-i asabiye, parçalanmış bir irade, ve vasi bir ihtiras ile “ibzal” ederek vecd ve istiğrak haline gelir. İşte eski sihirbazın, ve yeni nevropatinin teşekkülü. Geyikli Baba, bir çok dervişler gibi, çocukluğundan beri asap buhranları göstermiş, istidadına binaen erenler tarafından muhipler meyanına ithal edilmiş bir derviştir. İçtimai amillerin mahsulü olan sihirbaz, irsen intikal eden evsafla bir aile teşkil ettiği gibi, yeni nevropatta aynı amillerin mahsulü olduğu halde, irsen intikal ederek uzvi istidatlar vücuda getirir.

NOT:Bu yazı Sami ERTUĞRUL tarafındasn hazırlanmıştır

Tarih: 1/22 13:43
Diğer uygulamalara iletiyi transfer et Transfer






Konuları izleyebilirsiniz
Yeni Konu başlatamazsınız
Cevap gönderemezsiniz.
Forumunuzu düzenleyemezsiniz.
Gönderinizi silemezsiniz.
Anket ekleyemezsiniz.
Oy veremezsiniz.
Dosya ekleyemezsiniz.
Gönderiniz onay beklemeden yayınlanır.

[Detaylı Arama]


Kimler Sitede

7 kullanıcı çevrimiçi (6 kullanıcı Forum sayfasında)

Üyeler: 0
Ziyaretçiler: 7

devamı...